30 Nisan 2012

Suskunlar...

Geçen hafta ne izlesem ne izlesem derken kanaldan kanala hoplayıp zıplarken karşıma bir dizi çıktı fonda Ahmet Kaya müziği...

Duygusal mı duygusal...

Dram deyimce duygusal milletiz ya akan sular durur. Ancak bu kadarını beklemiyordum. Konusu itibariyle ciddi anlamda insanı etkilen bir seneryo olmuş. İzlerken sinirlerime, göz yaşlarıma ve tırnaklarımın avucuma batmasına engel olamadım. Tabi bana bunları yaptıran dizinin senaryosu veya oyuncuların olağanüstü performansları olmadı. Zaten 3 bölüm sonrasında reytinglere göre şekkilendi dizi. Benim içimi acıtan bu ülkede böyle bir gerçeğin varolması.

Maalesef ülkemizde uzun yıllardır ara ara gündeme gelip sonrada saman alevi misali unutulan ceza evindeki çocuklar var... Hayatlarının belkide en zor sınavı var orada. Ayaklar altına alınan gururları, vücutlarından hiç eksik olmayan morluklar ve belkide abartısız günlerce bir kuru ekmek için yalvarmaları. En önemliside bunları hayatlarının hiç bir döneminde unutmayacak olmaları. Bazılarının doğasını; nefret, kin ve intikam duygusu kaplayacak. Bazıları hayatlarının sonuna kadar karşılaşacağı her zorlukta pasif kalacak çok azı normal hayatlarına devam edebilecek. 

Onları kaybetmekte çok kolay kazanmakta. Ama nedense hep kaybetmeyi tercih ediyoruz. Topluma faydalı en önemliside önce kendine faydalı bireyler olma şansları varken hep uçurumun kenarına itiliyorlar, bir çoğu küçücük çocukluk hataları yüzünden bu durumdalar.

Yılmaz Güney Duvar filminde  tüm çıplaklığıyla anlatmış neler yaşadıklarını. Belki satır satır yazmak yerine 100-120 dakika oturup izlemek lazım. Tabi sinirlerin sağlam olması şart.

Hapishanedeki çocuklara 'kötü muamele' diye geçer yazılı veya görsel basında...Kötü muamele diyince aklımıza dayak gelir belkide ama dayak en masumu kalıyor yaşadıklarının yanında. Yazmakta zorlanıyorum ama gardiyanların ve oradaki daha büyük çocukların  tecavüzlerine maruz kalıyorlar. Etek giydirilip dansöz gibi oynatılıyorlar vs... Onlarda açılan yaralar nasıl kapansın nasıl bir güç kapatabilir .Yetişkin bir birey olduğunda nasıl aile kursun, topluma nasıl karışsın kafasındakiler izin verir mi acaba? Aslında utanılacak bir durum değildir bu ama yaşadığımız toplumun bakış açısı müsade etmez normal hayata dönebilmesine...Çok azı yaralarını sarabilir belkide peki ya geri kalanı?

Şimdi yeni bir yasayla çocuk cezaevleri kapatılacak yerlerine çocuk eğitim evleri açılacak.. Gün içinde eğitim görecekler akşam olunca da aileleri yanlarından kalabilecek. İlk olarak Ankara da hayata geçecekmiş 2,5 yıl sonra. Umudum yok çok fazla ama doğru olan bu yani itilip kakılmaları cinsel obje gibi kullanılmaları aç bırakılmaları  yerine eğitim almaları insan gibi yaşamalarıdır doğru olan. Onları kaybetmek yerine kazanmak eğitimlerini aldırmak psikolojilerini düzeltmek iyi birer birey yapmak olmalı hedef. Bunları yapacak olanların bakış açılarını değiştirmek gerekir bence ilk etapta. Tabi düşünmedende geçemiyorum normal eğitim sistemiyle bile don lastiği gibi oynayan zihniyet mi yapacak bu devrim niteliğindeki değişimi.

Tutklu nakil araçlarının içini yanmaz kumaş yaptırmışlar sebebi de bazı manyak, piskopat, deli olan suçluların kendilerine zarar vermelerini engellemekmiş. Bunu bir devlet büyüğümüz söylüyor iyi hoş yapmışlarda tutuklular hakkında böyle düşünüp bunuda alenen dile getirmekten hiç rahatsızlık duymuyorsa onu zaten baştan kaybetmiştir. Bu ülke zaten baştan kaybetmiş demektir.


Avustralyada suçluları hapise tıkıp içinlerindeki umut ışığını öldürmek yerine onları bir adaya götürüyorlar ada dediysem survivor adası değil. Eğitim veriyorlar her birinin beceri ve yetenekleri doğrultusunda hepsini meslek sahibi yapıyorlar spora yöneltiyorlar kafalarındaki kötü düşünceleri çekip alıyorlar ve gerçekten önce kendileri için sonrada toplum için faydali birer insan haline getiriyorlar.



















21 Nisan 2012

Oyuncakları rahat bırakın!

Bi süre önce bir hastanenin kafeteryasında eşimle beraber dev lolipop şeklinde bir oyuncak gördük, alsak mı acaba diye kararsız kaldık sonra almamaya karar verdik.

2-3 gün sonra o oyuncağı annem Egemen'e almış. Tabi  dev lolipop şeklindeki oyuncağı hemen açtık  içinden ıvır zıvır bir sürü gereksiz oyuncak çıktı, üstelikte plastikleri adi mi adi... yüksek bi beklentimiz yoktu zaten bizi cezbeden şekliydi sadece.  Sonra tabi oyuncak keşfine başladık; anahtarlık, ördek, helikopter, çikolata, jelibon vs.. gibi şeyler çıktı. Arada anlamadığım bir oyuncak daha çıktı ama onu inceleme fırsatım olmadan evden çıkmak zorunda kaldım. Eve döndüğümde o oyuncak yine dikkatimi çekti aldım elime biraz inceledim oyuncağın üzerinde rakamlar var ama rakamların yanında anlam veremediğim başka başka şekillerde var.

Sonra biraz daha baktığım da o daaaa neeeeee... bu şekiller bana eskilerden bir yerlerden tanıdık hemde çokkkkkkkk...


- İnanamıyorum yaaaa
 
  eşim ne olduğunu anladı tabi

- bu kadar da olmaz artık aaaa aaaaaa

diye takıldım kaldım öyle 1-2 dakika kadar.


Bahsettiğim oyuncak bölümlere ayrılmış silindir şeklinde çarpım tablosuuu..

Rakamların yanında ki garip şekillerde  bundan 15 yıl önce gittiğim Kur'an kursunda öğrendiğim arapça rakamlardı.

17 Nisan 2012

Sosyal paylaşım sitelerinden birinde bir arkadaşımın paylaşmış olduğu bir fotoğraf dikkatimi çekti. Buna istinaden hem bu fotoğrafla alakalı hemde izlemiş olduğum bir belgeselle ilgili  bişeyler yazmak istedim kendimce.


İnsan dediğimiz varlık diğer canlılardan farklı olarak kendi içinde; düşünme, kıyaslama, mantık yürütme gibi özellikleri barındırır.

Hayvanlar ise sadece iç güdüleriyle davranırlar ve sadece ihtiyaçları için avlanırlar: depolamayı, birikim yapmayı düşünmezler.

İzlemiş olduğum belgeselde; yeni doğmuş ayakta kalabilmek için olağanca gücüyle çabalayan ve sonunda titrek bacaklarının üzerinde denge sağlayabilen bir Öküz başlı antilop var, sürü göç etmekte ve hayatta kalabilme şansı çok az. Annesinden bir an olsun ayrılmamalı. Aksi olduğu halde ya bir yırtıcının öğle yemeyi olucaktır ya da açlıktan ölücektir.

Belgeseli çekenler, yavrunun hayatta kalma mücadelesini şaşkınlıkla izlerken adını da Survivor koydular. Survivor hayatta kalma mücadelesi verirken beni en çok şaşırtan ve gerçekten hayvanların sadece anlık ihtiyaçlarını karşılamak için avlandıklarının ispatı olan bir olay yaşandı.

Çok büyük bir Öküz başlı antilop sürüsü ve zorlu bir göç yaşanırken Survivor annesini kaybeder ve onu bulmak için nereye gideceğini bilmeden koşar ve sürünün dışında kalır. Sadece birkaç saat önce doğan bu yavru bütün tehlikelere açıktır. Tabi ki doğanın kanunu, yırtıcılarda sürünün etrafında karınlarını doyurucak olan avını beklerler. Survivoru farkeden sırtlanlar hemen harekete geçerler. Titrek bacaklarıyla daha yürümeyi bile beceremeyen yavru hayatta kalabilmek için var olan bütün gücüyle  koşar ve sürüden iyice uzaklaşır. Ölüm artık kaçınılmazdır. Yavrunun peşindeki sırtlanlara   bir de dişi aslan katılır. 

Artık hiç şansı kalmadı derken  bir mucize oldu ve peşindeki aslanın  onu yemek için değil sırtlanlardan kurtarmak için orada olduğunu anladım. Dişi aslan sırtlanları uzaklaştırdı Survivoru kendi yavrusu gibi yaladı sakinleştirdi ve sırtlanların gerçekten  uzaklaştıklarından  emin olduktan sonra  kendisi de yavrunun yanından uzaklaştı...

Görmüş olduğum fotoğraf ise bir köpek (boxer) yavrusu. Kafese kapatılmış. 'İçinde biraz olsun insani değerler taşıyan herkesin kalbinin taaa derinliklerine ulaşan hüzünlü bir bakış var gözlerinde'. Fotoğrafın yanında bir yazı: onu alan insanlar tarafından bakılamadığı için sokağa terkedilen bu minik yavruya yeni bir koruyucu melek aranıyor denmiş...KORUYUCU MELEK!


Mantık yürütme,kıyaslama,düşünme gibi özellikleri sadece ve sadece kendi bencilliği için kullanan  hiç bir canlının yaşam hakkına saygı duymayan gözü parayla, malla mülkle, anlık zevklerle ve sorumsuzluklarla kör olmuş insanlar maalesef sadece iç güdüleriyle davranan bir yırtıcı kadar olamıyorlar...