Geçen hafta ne izlesem ne izlesem derken kanaldan kanala hoplayıp zıplarken karşıma bir dizi çıktı fonda Ahmet Kaya müziği...
Duygusal mı duygusal...
Dram deyimce duygusal milletiz ya akan sular durur. Ancak bu kadarını beklemiyordum. Konusu itibariyle ciddi anlamda insanı etkilen bir seneryo olmuş. İzlerken sinirlerime, göz yaşlarıma ve tırnaklarımın avucuma batmasına engel olamadım. Tabi bana bunları yaptıran dizinin senaryosu veya oyuncuların olağanüstü performansları olmadı. Zaten 3 bölüm sonrasında reytinglere göre şekkilendi dizi. Benim içimi acıtan bu ülkede böyle bir gerçeğin varolması.
Maalesef ülkemizde uzun yıllardır ara ara gündeme gelip sonrada saman alevi misali unutulan ceza evindeki çocuklar var... Hayatlarının belkide en zor sınavı var orada. Ayaklar altına alınan gururları, vücutlarından hiç eksik olmayan morluklar ve belkide abartısız günlerce bir kuru ekmek için yalvarmaları. En önemliside bunları hayatlarının hiç bir döneminde unutmayacak olmaları. Bazılarının doğasını; nefret, kin ve intikam duygusu kaplayacak. Bazıları hayatlarının sonuna kadar karşılaşacağı her zorlukta pasif kalacak çok azı normal hayatlarına devam edebilecek.
Onları kaybetmekte çok kolay kazanmakta. Ama nedense hep kaybetmeyi tercih ediyoruz. Topluma faydalı en önemliside önce kendine faydalı bireyler olma şansları varken hep uçurumun kenarına itiliyorlar, bir çoğu küçücük çocukluk hataları yüzünden bu durumdalar.
Yılmaz Güney Duvar filminde tüm çıplaklığıyla anlatmış neler yaşadıklarını. Belki satır satır yazmak yerine 100-120 dakika oturup izlemek lazım. Tabi sinirlerin sağlam olması şart.
Hapishanedeki çocuklara 'kötü muamele' diye geçer yazılı veya görsel basında...Kötü muamele diyince aklımıza dayak gelir belkide ama dayak en masumu kalıyor yaşadıklarının yanında. Yazmakta zorlanıyorum ama gardiyanların ve oradaki daha büyük çocukların tecavüzlerine maruz kalıyorlar. Etek giydirilip dansöz gibi oynatılıyorlar vs... Onlarda açılan yaralar nasıl kapansın nasıl bir güç kapatabilir .Yetişkin bir birey olduğunda nasıl aile kursun, topluma nasıl karışsın kafasındakiler izin verir mi acaba? Aslında utanılacak bir durum değildir bu ama yaşadığımız toplumun bakış açısı müsade etmez normal hayata dönebilmesine...Çok azı yaralarını sarabilir belkide peki ya geri kalanı?
Şimdi yeni bir yasayla çocuk cezaevleri kapatılacak yerlerine çocuk eğitim evleri açılacak.. Gün içinde eğitim görecekler akşam olunca da aileleri yanlarından kalabilecek. İlk olarak Ankara da hayata geçecekmiş 2,5 yıl sonra. Umudum yok çok fazla ama doğru olan bu yani itilip kakılmaları cinsel obje gibi kullanılmaları aç bırakılmaları yerine eğitim almaları insan gibi yaşamalarıdır doğru olan. Onları kaybetmek yerine kazanmak eğitimlerini aldırmak psikolojilerini düzeltmek iyi birer birey yapmak olmalı hedef. Bunları yapacak olanların bakış açılarını değiştirmek gerekir bence ilk etapta. Tabi düşünmedende geçemiyorum normal eğitim sistemiyle bile don lastiği gibi oynayan zihniyet mi yapacak bu devrim niteliğindeki değişimi.
Tutklu nakil araçlarının içini yanmaz kumaş yaptırmışlar sebebi de bazı manyak, piskopat, deli olan suçluların kendilerine zarar vermelerini engellemekmiş. Bunu bir devlet büyüğümüz söylüyor iyi hoş yapmışlarda tutuklular hakkında böyle düşünüp bunuda alenen dile getirmekten hiç rahatsızlık duymuyorsa onu zaten baştan kaybetmiştir. Bu ülke zaten baştan kaybetmiş demektir.
Avustralyada suçluları hapise tıkıp içinlerindeki umut ışığını öldürmek yerine onları bir adaya götürüyorlar ada dediysem survivor adası değil. Eğitim veriyorlar her birinin beceri ve yetenekleri doğrultusunda hepsini meslek sahibi yapıyorlar spora yöneltiyorlar kafalarındaki kötü düşünceleri çekip alıyorlar ve gerçekten önce kendileri için sonrada toplum için faydali birer insan haline getiriyorlar.